07 Şubat 2010 Pazar

Amerikan gerçeği - zeitgeist belgeseli...


BÖL VE YÖNET Silinmeden izleyiniz..!

Ülkemizde dönen dolaplarlara bire bir nasılda örtüşüyor görün,bizi gerçekte kim yönetiyor görün,
Kendi vatandaşlarını acımasızca katledip suni terör gündemi yaratan insan müsvettesi yaratıkların acımasız yüzünü görün,alkışladığınız adamların gerçek yüzünü görün ve uyanın,uyanın artık...

Bu 15 dakikalık kısaltılmış bölüm, Türkçe alt yazılı,orjinal 2 saatlik video diğer sayfam Peace world 'da yayında ilgilenen arkadaşlar bakabilirler...

06 Şubat 2010 Cumartesi

Biraz susun artık, biraz susun...

Image and video hosting by TinyPic

Günün her saatinde,ekranları her açtığımızda sizin birbirinize çemkirmenizden bıktık usandık artık,sizlerin başka bir işiniz yok mu,esas göreviniz olan halka hizmete ne oldu'da kahvehane çakalları gibi birbirinizi yiyorsunuz,kendiniz yetmediniz şimdi de karılarınızlamı uğraşacağız.

Bizler sizin bu kirli yüzünüzü zaten biliyoruz,her dakika hatırlatmak zorundamısınız,şimdi her biriniz yalancı kabadayılığa soyunup adeta bir kahramanmışsınız gibi kendinizi satmaya çalışıyorsunuz,bu millet sizin beş para etmediğinizi çok iyi biliyor hiç meraklanmayın,bakın aşağıya bakında bu ülke nasıl kurtarılmış öğrenin laf ebeleri...

NASIL KURTARDIK



İstiklâl Harbi'nde biz bu vatanı

Başı başa vere vere kurtardık

İnanmazsan git konuştur atanı

Kara günler göre göre kurtardık



Hiç unutma emeğini Ata'nın

Deden yok mu senin şehit yatanın

Bütün çevresine nurlu vatanın

Cesetten ağ öre öre kurtardık



Türk kadını koştu kazma kürekle

Mermi çekti kucağında bebekle

Kara barut ile dolma tüfekle

Topa karşı dura dura kurtardık



Devletlerle açılmıştı aramız

Döğüşmekten başka yoktu çaremiz

İlâçsız doktorsuz kendi yaramız

Gömlek yırtıp sara sara kurtardık



Pes etmedik devletlerin birine

Nöbet tuttuk subayından erine

Top, tüfek, mermi ve süngü yerine

Değneğinen vura vura kurtardık



Sırrımızı yad ellere açmadık

Candan geçtik yurdumuzdan geçmedik

Kurşundan, süngüden dönüp kaçmadık

Göğsümüzü gere gere kurtardık



Yedi iklim, dört köşede, her yanda

Kim duymamış Türk'ü ulu cihanda

Kars'ta, Erzurum'da, Bitlis'te, Van'da

Yüz bin şehit vere vere kurtardık



Mehmetçik çarığı çekti sılada

Kaldı düşmanların başı belâda

Sakarya, İnönü, Çanakkale'de

Nice çember yara yara kurtardık



Girmek isteyeni sokmadık yurda

Set olduk döğüştük kıyıda kenarda

Afyon'da, İzmir'de, Dumlupınar'da

Üçer beşer kıra kıra kurtardık



Bu Kocaman Türk'ün aslı nereli

Fatih, Yavuz, Alparslanlar sıralı

Hedefimiz Akdeniz'dir ileri...

Domuzları süre süre kurtardık



Âşık Abdülvahap Kocaman




Şiir için Orhan hocama teşekkür ederim.

04 Şubat 2010 Perşembe

Hatırlatırlar sana...


Ne çabuk unuttun,daha dün ekmek arası helva yiyordun bakkal amcanın  kapısında,daha dün annen sen sokakta kalmayasın diye evin anahtarını bakkal amcana emanet etmişti,sabah yumurtana katık edip yediğin o sıcak ekmeği ,çayı şekeri, bakkal amcan vermişti sana veresiyeyi,daha dün parasız kaldığında harçlık istemedinmi bakkal amcandan,babanın tüttürdüğü sigarayı kim verirdi sana bakkal amcandan gayrı,yaz tahtaya al haftaya.

Ne çabuk unuttun sümüklü sümüklü oturduğun vitrinin önünü,ne çabuk unuttun geldiğin yeri,koluna altın saat takınca altın adam mı sanırsın kendini,unutma seninde evinin geçimine katkısı olmuştur bakkalın manavın kasabın,seninde ananın parasız kaldığı günlerde bakkal amca yetişmiştir imdadına.

Her yanı yıkıp geçiyorsunuz,ne işçi biliyorsun ne memur,ne esnaf tanıyorsunuz ne tüccar,söyleyin siz kime yağcılık yapıyorsunuz,kimdir önünde eğildiğiniz,ama bir hakkınızı teslim etmek lazım çok güzel adam satıyorsunuz,tıpkı bu memleketi sattığınız gibi,insanları Allah ile aldattığınız gibi,yazık size çok yazık...

19 Ocak 2010 Salı

Seni bu Yamyam Kibirin Bitirecek...



Billboardlardaki resimlerine baktım; güya “kudretli” görünesin diye en çılgın bakışlı fotoğraflarını seçmişler. Kontrolsüz bir adrenalin ile geldiği yeri hazmedemeyişi harmanlayan deli bakışları.



Ne yapsan olmuyor..

Kültürsüzlüğün, görgüsüzlüğün, basitliğin, açlığın her şeyin önüne geçiyor. Sadece çalma, çırpmaya, vebal almaya işleyen kıt aklın bile durup durup sana “Saygı görmüyorsun, sende bir şeyler eksik” diye fısıldıyor. Bu fısıltıyı duydukça iyice kontrolden çıkıyorsun. “Bana saygı duyun, önümde eğilin. Eteklerimi öpün” diye tepiniyorsun ama olmuyor.

Olmuyor işte.



En yakınındakiler bile senin iflah olmaz kifayetsizliğine, insanlıktan çıkmış öfkene, Allah'a şirk koşma noktasına gelmiş kibrine dayanamıyorlar.



En uyanıklar ile kullanım tarihinin tamamen sona gelmesini bekleyenler kaldı sadece çevrende. Bir de bir delinin gölgesi ardında kirli oyunlarını yürütenler.



Boşsun, bomboşsun.

Bir genelev fedaisi kadar ruhsuz ve hoyratsın.

Kabadayılığın da hikâye, dobralığında yalan, “delikanlılığın” da naylon.

Hak, hakkaniyet, adalet, merhamet gibi kavramlar kapından bile geçmemiş.

Alım-satım ustalığından, ticari uyanıklıktan dem vurarak örtmeye çalışıyorsun bu büyük eksikliğin üzerini.



Sahi kimsin sen?



Hep aynı yerden servis edilen üç adet gençlik, çocukluk ve askerlik fotoğrafından başka neden görüntün yok senin?

Hangi okulları bitirdin, kimlerle aynı sıralarda oturdun?

İlkokul öğretmenin kim?

Neden bir kişi bile çıkıp seninle ilgili bir tek anısını anlatmıyor?

Seda Sayan'ın bile mahalle yıllarından bir fotoğraf çıkıp geliyor da, senin geçmişin neden bu kadar sis perdelerinin ardında gizli?

“Olmayan” biri misin yoksa sen; laboratuarda mı imal edildin? Hangi merkezlerde programlandı hastalıklı beynin?



Bütün değerlerden neden bu kadar yoksunsun; en kutsal kavramların içini boşaltmada nasıl bu kadar maharetlisin? Hurafe, iftira, şirret ve cehaletten beslenen dilin; hırstan ve doymamışlıktan ibaret kişiliğin, bir ağaç kovuğundan başka hiçbir şey olmayan fani bedeninle tarihin onurlu sayfalarında yer almaya soyunma cesaretini nereden buldun.



Duyduk ki şimdi de “padişahçılık” oynuyormuşsun. Şah oldun, sıra şahbaz olmaya geldi. Her mevki ve makamı tattın, geriye “padişahlık” kaldı öyle mi?

Senin montaj ürünü kimlik ve bedeninden kuşkusuz bir Fatih, bir Yavuz, bir Kanuni olmaz ama Deli İbrahim-Vahdettin karışımı bir kukla, pekâlâ olabilir. Seni bütün bu defolarınla sahnede tutanların işine fazlasıyla yarar böyle acınası bir bez bebek.



Esiyorsun, gürlüyorsun, tepiniyorsun.

Pazarcı gibi tiz çığlıklar atıyorsun.

Deli bakışlarını devire devire, boyun damarlarını şişire şişire höykürüyorsun.



İyi de sen ne istiyorsun?



Karun oldun. Çocukların ülkedeki simit tablalarından bile haraç alıyor, karın ipek kumaşlara, paha biçilmez mücevherlere büründü. Şakşakçıların  deri koltuklarda basen büyütüyor. Bu kadarı da olmaz ki diyen kim varsa işinden aşından ettin, zindanlara attın, ailelerini açlığa mahkûm ettin. Gencecik üniversite mezunları işsizlikten intihar ediyor. Doktorlar, öğretmenler, polisler, subaylar açlık sınırında yaşıyor; emekliler pazarlardan sebze artığı topluyor. Şehit katilleri Ekranlarda suratımıza çemkiriyor. Sen hâlâ üstündeki pahalı elbiselerin, özel yapım som altın kol saatin, ipek kravatınla karşımıza geçip kusuyorsun da kusuyorsun.



Kime bu kinin?

Nereye doğru gittiğini bir gün olsun düşündün mü? Olmayan vicdanınla bir gün olsun kendine “Acaba biraz ileri mi gidiyorum” diye sordun mu?

İtikadın da yalan biliyoruz.

Ama bir gün olsun “Ya hesap günü varsa” diye endişelendiğin oldu mu?



Evet var.

Hesap günü var.

Ve sanki bu saldırganlığın, bu doymazlığın, tamah etmez azmışlığın, O hesap gününü biraz daha yaklaştırıyor. Artık Allah’ın gözüne batıyorsun birader!

Fazla parazit yapıyorsun, ortalığı hacminden fazla kirletiyorsun. Elde ettiklerinle şükür etmeyi, biraz da başkalarını düşünmeyi başaramadın. Böyle bir kapasiten yok çünkü.



Dünyaya yemeye, içmeye, dışkılamaya, kin ve nefret aşılamaya gelmişlerdensin. Üste bir de kibir yapıyorsun, işte bu hiç çekilmiyor...



Senin sonunu da bu yamyam kibrin getirecek…





Fatma sibel yüksel

Kent gazetesi

18 Ocak 2010 Pazartesi

Ağca tahliye oldu! vah vah...


Şu basına bakın hele,işi gücü bıraktı ağca ne yiyecek,nerde uyuyacak,nerde bilmem ne yapacak.

Ya Allah size akıl fikir versin biraz,yarın onuda peygamber ilan edersiniz siz,adam kafayı sıfırlamış işte bırakın kendi dünyasında yaşasın,yaşatırlarsa tabi.

Nasılsa anılarını satacak,dünyanın parasını vereceksiniz ve yayınlayacaksınız,bir katilden yeni modeller çıkarmaya çabalayacaksınız ve bunun adınada gazetecilik diyeceksiniz.

Afedersiniz ama benim hiç ipimde bile değil,bu  ülkenin yeni bir tuncay güney vakası yaşamaya tahammülü yok çünkü.

Şimdi ağcanın canını kim sıkarsa içeriye attırmasına hiç şaşırmayın,çünki olaylar bunu gösteriyor,yeni bir tam yetkili ağca savcısı hazırda bekliyor bilesiniz,hükümet için bulunmaz bir nimet bu...

08 Ocak 2010 Cuma

"Bakana" bakın "Bakana"



Akaryakıttan alınan vergi çok yüksek ama ne yapalım diyor taze damat maliye bakanı,elin gavuruna elmi açalım diyor.

Açmayın,açmayın soyulmaya alışık bir millet size kul köle nasılsa değilmi Allahtan korkmazlar,utanmıyorsunuz sıkılmıyorsunuz değilmi saraylarda düğün yaparken,bari ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun.


Koltuklara bakın koltuklara,ingiliz,gürcü ,arap,ermeni,ne ararsan var,Türk halkı bunlardan vijdan bekliyor ha çok beklerler daha,çoook...

02 Ocak 2010 Cumartesi

NİNNİ'DE YAVRUM NİNNİ.....



Ninni'de milletim ninni,uyusunda büyüsün ninni....