20 Şubat 2010

Profesyonel tetikçiler...




      
                                               



Bunlar 3 kişiydiler. Mümtazer Türköne, Hüseyin Kocabıyık, Şükrü Karaca.


Önce bir hedefi seçerler, sonra biri bu hedefe yerleştirilir, daha sonra Diğerlerini yanlarına çekerlerdi. 1993 yılında Sn. Çiller Başbakan oldu. Çiller bunlar tarafından hedef seçildi. Araya eski Adalet ve İçişleri Bakanı ile veda etti Mehmet Ağar konuldu. Bu üçlünün ortak meziyetlerinden biri, eski ülkücü olmalarıydı. (Nedense ülkücü camia bunlardan hala nefret etmektedir)

Tarihimiz de Çiller de hem ülke gerçeklerinden, hem ve milli değerlerimizden habersizdi. (Şehir isimlerini karıştırması, partisinin amblemine "beyaz at" demesi mizah konusudur)

Sonuçta önce MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE, Çiller'in Danışmanı oldu. Özer Çiller'le birlikte çalışmaya başladı. Sonra Bakü'de bulunan Şükrü Karaca'yı, daha sonra'da Hüseyin Kocabıyık'ı danışman olarak yanına aldırdı. Artık bu üç profesyonel, Başbakanlığa ait bir binada, altlarında devletin arabaları ve devlet olanaklarıyla çalışıyorlardı. Tansu Hanımın konuşmalarını bu üçlü yazmaya başladı. Hatta siyasi Literatüre geçen "Bu ülke için kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir" sözünü söyletti bunlar.

Siyaset arkadaşları, Çiller'i çok ikaz ettiler, fakat dinletemediler. Sonuç, Çiller yüzde  27,5 oy oranıyla  aldığı partisini baraj altına düşürerek siyasetten çekilme kararı  aldı. 

Keşke arkadaşlarını dinleyip bu tetikçileri kovalayıp, Erbakan'ı Başbakan yapma gibi bir yanlışın içine  aydın bir Türk kadını olarak düşmeseydi.

Çiller'den sonra bu üçlünün kısa süren bir ANAP denemesi oldu.

Fakat siyasi geleceği iyi okuyan bu üçlü derhal siyasetin parlayan yıldızı AKP'ye kapağı attılar. Şükrü Karaca AKP Tokat Adayı oldu, fakat seçilemedi.

Mümtazer Bey, ikinci Eşi Özlem Hanımı AKP'den İstanbul Milletvekili seçtirdi. Kendisi de Fethullah Gülen'in Zaman Gazetesi'nde yazmaya başladı.

Hüseyin Kocabıyık ise, başında Damat Beyin olduğu, Çalık grubuna ait İzmir Yeni Asır Gazetesi'ndeyazmaya başladı. Aynı zamanda İ. Melih Gökçek'e Danışman oldu.
Artık gidecekleri yer kalmadığından, Zaman ve Yeni Asır da tutunmak zorundaydılar.

Dünyada denenerek kesinleşmiş bir kural vardır; "En fazla SALDIRGAN olanlar döneklerdir".

Tarikatın da emri ile Türköne ve Kocabıyık en acımasız şekilde saldırmaya başladılar. Nereye mi? Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ve onun şerefli komutanlarına.

TÜRKÖNE, Apo'yu Paşa yapmaktan, Türk Silahlı Kuvvetlerini sadece Nato'nun ordusu saymaktan, TSK'nin dağıtılıp yeni bir ordu kurulmasına kadar son derece çirkin makaleler yazıp, tarikatta yerini sağlama almaya çalışıyor.

Kocabıyık da, Çağdaş İzmir'in eski aydınlık yüzü Yeni Asır'da Ordu'ya hakaretlerine devam ediyor. Çok sayıda dostum Yeni Asır okumaya sırf bu Ordu düşmanı yüzünden ara verdi.

Diğerleri de cenaze ilanları yüzünden almaya devam ediyorlar.

Türkiye demokratik bir ülke, her konuda istediğini yazar her kez. Hakaret olmamak şartı ile. Herkes de cevabını alır, hele ordumuza, komutanlara hakaret ederlerse.

Kişiler bu sözüm ona demokrat oldukları için bu şekilde yazdıklarını söylerler. İşte beni esas Kahreden de budur.

Askeri darbelere bunlar muhatap olmadı, bizler olduk.

Cezaevlerinde bunlar yatmadı bizler yattık, bunlar işkence görmedi, biz maddi-manevi işkence gördük.

Bunlar para kazandılar, biz servet kaybettik.

Askeri darbeler oldu bizler Ertesi gün meydanlarda idik, bu yalancı Demokratlar sokağa bile çıkamadılar.

Yine de Ordumuza laf söylemeyiz, söyletmeyiz. Varsın Tanklar üstümüzden geçsin, o Tanklar bizim tankımız.

Her kurumun kendini yenilediği gibi ordumuz da kendini yeniledi ve artık darbeler dönemi kapandı.

Demokratlığın ardına sığınıp, orduya küfreden bu ikiliye şunları soralım;

* Almanya'nın "Yüz Yılın Yolsuzluğu" dediği  Deniz Feneri davasını bir kez  yazar mısınız?

* Patronunuz damadın Medya Grubu ile ilgili banka kredilerini bize anlatır mısınız?

* Başbakan'ın TBMM'de bulunan yolsuzluk dosyalarını Kamuoyu ile paylaşır mısınız?

* Başbakan'ın ve Bakanların çocuklarının ticari işlerini bize anlatır mısınız?

* F. Gülen 'in, Bağ-Kur emekli maaşıyla, ABD Utah'ta 100 dönüm yerde onlarca müridiyle yıllarca nasıl yaşadığını ve neden Türkiye'ye gelmediğini bizlere anlatır mısınız?

Yazamazlar, hem yürekleri yetmez, hem de bırakın yazmayı, düşünseler dahi hemen kapının önüne bırakılırlar.

Önümüzde yapılacak ilk genel seçimden hemen sonra, tarikat Türköne'yi, Çalık da Kocabıyık'ı azad edecek. İşte o zaman bir de, Seferberlik Deneme Tatbikatı sebebiyle ikinci kez askere davet edilirlerse, olacakları bilemem. Bunlar mı Ordu'yu değiştirir, Ordu mu bunları değiştirir, Apo için istedikleri PAŞA madalyasını bunlara mı takar, yaşarsak göreceğiz.

Rifat serdaroğlu


Bu değerli bilgileri bana ulaştıran sevgili hocama sonsuz saygılarımla.

7 Şubat 2010

Amerikan gerçeği - zeitgeist belgeseli...


BÖL VE YÖNET Silinmeden izleyiniz..!

Ülkemizde dönen dolaplarla bire bir nasılda örtüşüyor görün,bizi gerçekte kim yönetiyor görün,
Kendi vatandaşlarını acımasızca katledip suni terör gündemi yaratan insan müsvette si yaratıkların acımasız yüzünü görün,alkışladığınız adamların gerçek yüzünü görün ve uyanın,uyanın artık...

Bu 15 dakikalık kısaltılmış bölüm, Türkçe alt yazılı,orijinal 2 saatlik video diğer sayfam Peace world 'da yayında ilgilenen arkadaşlar bakabilirler...

6 Şubat 2010

Biraz susun artık, biraz susun...

Image and video hosting by TinyPic

Günün her saatinde,ekranları her açtığımızda sizin birbirinize çemkirmenizden bıktık usandık artık,sizlerin başka bir işiniz yok mu,esas göreviniz olan halka hizmete ne oldu'da kahvehane çakalları gibi birbirinizi yiyorsunuz,kendiniz yetmediniz şimdi de karılarınızla mı uğraşacağız.

Bizler sizin bu kirli yüzünüzü zaten biliyoruz,her dakika hatırlatmak zorunda mısınız,şimdi her biriniz yalancı kabadayılığa soyunup adeta bir kahramanmışsınız gibi kendinizi satmaya çalışıyorsunuz,bu millet sizin beş para etmediğinizi çok iyi biliyor hiç meraklanmayın,bakın aşağıya bakında bu ülke nasıl kurtarılmış öğrenin laf ebeleri...

NASIL KURTARDIK



İstiklâl Harbi'nde biz bu vatanı

Başı başa vere vere kurtardık

İnanmazsan git konuştur atanı

Kara günler göre göre kurtardık



Hiç unutma emeğini Ata'nın

Deden yok mu senin şehit yatanın

Bütün çevresine nurlu vatanın

Cesetten ağ öre öre kurtardık



Türk kadını koştu kazma kürekle

Mermi çekti kucağında bebekle

Kara barut ile dolma tüfekle

Topa karşı dura dura kurtardık



Devletlerle açılmıştı aramız

Dövüşmekten başka yoktu çaremiz

İlaçsız doktorsuz kendi yaramız

Gömlek yırtıp sara sara kurtardık



Pes etmedik devletlerin birine

Nöbet tuttuk subayından erine

Top, tüfek, mermi ve süngü yerine

Değneğinen vura vura kurtardık



Sırrımızı yad ellere açmadık

Candan geçtik yurdumuzdan geçmedik

Kurşundan, süngüden dönüp kaçmadık

Göğsümüzü gere gere kurtardık



Yedi iklim, dört köşede, her yanda

Kim duymamış Türk'ü ulu cihanda

Kars'ta, Erzurum'da, Bitlis'te, Van'da

Yüz bin şehit vere vere kurtardık



Mehmetçik çarığı çekti sılada

Kaldı düşmanların başı belada

Sakarya, İnönü, Çanakkale'de

Nice çember yara yara kurtardık



Girmek isteyeni sokmadık yurda

Set olduk dövüştük kıyıda kenarda

Afyon'da, İzmir'de, Dumlupınar'da

Üçer beşer kıra kıra kurtardık



Bu Kocaman Türk'ün aslı nereli

Fatih, Yavuz, Alparslanlar sıralı

Hedefimiz Akdeniz'dir ileri...

Domuzları süre süre kurtardık



Âşık Abdülvahap Kocaman




Şiir için Orhan hocama teşekkür ederim.

4 Şubat 2010

Hatırlatırlar sana...


Ne çabuk unuttun,daha dün ekmek arası helva yiyordun bakkal amcanın  kapısında,daha dün annen sen sokakta kalmayasın diye evin anahtarını bakkal amcana emanet etmişti,sabah yumurtana katık edip yediğin o sıcak ekmeği ,çayı şekeri, bakkal amcan vermişti sana veresiye'yi,daha dün parasız kaldığında harçlık istemedin mi bakkal amcandan,babanın tüttürdüğü sigarayı kim verirdi sana bakkal amcandan gayrı,yaz tahtaya al haftaya.

Ne çabuk unuttun sümüklü sümüklü oturduğun vitrinin önünü,ne çabuk unuttun geldiğin yeri,koluna altın saat takınca altın adam mı sanırsın kendini,unutma seninde evinin geçimine katkısı olmuştur bakkalın manavın kasabın,seninde ananın parasız kaldığı günlerde bakkal amca yetişmiştir imdadına.

Her yanı yıkıp geçiyorsunuz,ne işçi biliyorsun ne memur,ne esnaf tanıyorsunuz ne tüccar,söyleyin siz kime yağcılık yapıyorsunuz,kimdir önünde eğildiğiniz,ama bir hakkınızı teslim etmek lazım çok güzel adam satıyorsunuz,tıpkı bu memleketi sattığınız gibi,insanları Allah ile aldattığınız gibi,yazık size çok yazık...